top of page

Job Ghosting, yani işe alım sürecinin ortasında aniden yok olmak

Job ghosting, aslında işe alım sürecine aşina olan herkesin bildiği bir sorun. Yeni fenomen olmaya başladığı için ismini daha sık duyacağız. Tanımlamak gerekirse; işe alım sürecinin ortasında adayların işverenlere hiçbir açıklama yapmadan, aniden iletişimi kesmesi diyebiliriz.

Job Ghosting kavramını, 24 Saatte İş uygulamasındaki 781 şirket ve 3550 çalışan adayına sorduk. 


Öncelikle mavi ve gri yakadaki işe alım süreçleri beyaz yakadan çok farklı ilerliyor. Beyaz yakada en büyük sorun doğru aday bulunmaması iken mavi/gri yakada iş ilanına başvuran adayların davet edildikleri iş görüşmelerine katılmamaları oluyor. Bunun da ötesinde teklif aldıktan sonra işe gitmeyenler ve işe başlayıp 2-3 gün içinde ayrılanlar hizmet sektöründeki şirketleri en çok zorlayan konular.



İstanbul, Ankara ve İzmir merkezli 781 şirketin katıldığı anketimizde durumun neden böyle olduğunu sorduğumuzda çoğu şirketin cevabının "adayların çalışmak istememesi veya adayların öylesine başvuru yaptığı" olduğu görülüyor. 




Fakat 200 bin şirket ve 4.5 milyonluk aday havuzu olan bir "pazar yeri" olmanın avantajını kullanarak aynı soruyu adaylara da yönlendirdik. 3550 çalışan adayının katıldığı anketimizde şirketlerin neden personel bulmakta zorlandıkları ile ilgili çok ilginç değerlendirmeler çıktı. 



Adayların randevuya katılmamalarının en önemli sebebi başka iş bulmaları. Ankete katılanların %38'i randevuya gitmemesinin başka bir iş bulması olduğunu belirtiyor. 24 Saatte İş'in 7 yıldır hıza odaklanması ve şirketleri adaylara 24 saat içinde dönmeye zorlamasındaki en temel sebep şirketlerin henüz istihdam piyasasındaki rekabetin boyutunu farketmemiş olması. Çoğu işverenin beyaz yaka bir geçmişten gelmesi mavi/gri yakadaki dinamiklerin benzer olduğunu düşünmesine sebep oluyor. Halbuki beyaz yakada bir iş için pek çok aday varken, mavi/gri yakada bir aday için pek çok iş var. Bu da adayların iş alternatiflerini geniş bir havuzdan seçmesine imkan veriyor. Şirketler adaylara dönüp randevu verene kadar o aday çoktan başka bir iş bulmuş oluyor. 


Önerilen işler arasında şartlarla ilgili çok büyük fark olmaması da önemli bir etken. 24 Saatte İş'te son 1 ayda açılan 3800 ilana baktığımızda ücretlerin çok küçük bir bantta oynadığı ve verilen yan hakların hemen hemen aynı olduğunu görüyoruz. Ücret ve yan haklar gibi maddi konular birbirinden çok ayrışmayınca adaylar kendilerine en yakın olan ve hızlı dönen işverenleri tercih ediyor. Pozisyonların maaş dağılımlarına bakarsak en yüksek maaş ile en düşük maaş arasında yaklaşık 4.000 TL olduğunu görüyoruz. Bu da en yüksek ve en düşük ücret arasında %19’luk bir azalma olduğunu bize gösteriyor. 



Adayların işvereni veya işi tercih etmesindeki en önemli ikinci faktör güven. Sistemizde çoğu zaman şirketlerin baştan savma ilan açtığını ve adaylara tek kelimelik "gel de görüşelim" şeklinde cevap verdiklerini görüyoruz. Şirketlerin genelde "gelsin ben ikna ederim" gibi bir tavrı oluyor. Fakat bu tutum işverenin güvenilirliğini düşürüyor. Aday işle ilgili tam bilgiye sahip değilse randevuya gitmiyor. Dolayısı ile "gelsin görüşelim" planı aday gelmediği için suya düşmüş oluyor. Aslında temelinde şirketlerin iş ararken adaylardan beklediği ciddiyet ve özeni çoğu zaman şirketler adaylara göstermiyor. 


Peki, ya işe başlayıp bırakanlar?


En çok duyduğumuz şikayet işverenin işe başlayan adaya söylenenden farklı işler yaptırması. 8 saat deyip 10 saat çalıştırma, garsonluk için işe alıp temizlik ve hatta bulaşıkta yardım etmesi beklentisi. Beyaz yakada bunlara razı olmayan işverenler neden patron olduklarında bu tarz bir performansı çalışanlarından bekliyor?


Aday da sütten çıkmış ak kaşık değil. Öncelikle anketin başındaki tüm uyarılarımıza rağmen adayların %65'i hala her randevuya gittiklerini söyleyerek aleni bir yalana imza atıyorlar. Fakat burda da bir bilgi var. Adaylar bunun en azından utanılacak bir durum olduğunun farkında. Bizim sunduğumuz sonuçlar en az 1 randevuya gitmediğini itiraf eden adaylardan. 



İşverenin en büyük rakibi aileler. Adayların yarısından çoğu hala ailesinden ve çevresinden destek aldığını belirtiyor. Ve hatta aileleriyle yaşıyor. Bu da çalışma ihtiyacını azaltıyor. Dolayısıyla aslında işverenlerin haklı olduğu bir konu var ki çalışma isteği ve motivasyonu ülkemizde çok yüksek değil. Ama kim muhtaç olmadıkça çocuğunun günde 10 saat ayakta çalışmasını ister ki? Hep merak ettiğim bir konu "bunlar çalışmak istemiyor" diyen patronun çocuklarının çalışmasıyla ilgili duruşu nedir?




%80'in geçim endişesi var. Bunun sebebi borçluluğun çok yüksek olması ve gelirin düzenli olmaması. Bu aslında çalışma ihtiyacını doğuruyor fakat işle ya da patronla ilgili en ufak bir sorunda mola diye çıkan adayın işe dönmemesi ile sonuçlanabiliyor. 





Son olarak, istihdam piyasasını önümüzdeki 10 yıl boyunca zorlayacak bir gerçek var. Beklentiler ve gerçekler her geçen gün birbirinden ayrışıyor. Adayların istediği işler var (çok eğitim gerektirmeyen masa başı ofis işleri gibi). Ama o işler az sayıda. Bu da adayları çok bayılmadıkları fırsatlara yönlendiriyor. Teknolojinin gelişmesi ve yapay zekanın ilerlemesiyle bu beyaz yaka işler gittikçe azalacak. Fakat artan zenginlikle tüketim ve hizmet sektöründe tüketici talebi artacak. Bu sektörlerde daha fazla istihdama ihtiyaç olacak fakat çalışmak isteyen sayısı da azalacağı için personel bulmak gittikçe zorlaşacak. Arz ve talep tarafındaki makas da böylelikle sürekli açılacak.



Bu zor piyasa dinamikleri ile baş etmenin yolu iyi bir işveren olmak ve esnek iş şartları sunmak. İşverenlerin kendilerini sadece maddi şartlarla değil, manevi şartlarla da piyasadan ayrıştırması gerekiyor. Bu da bireyleri 12 saat çalıştırmak yerine shiftleri kısaltıp daha fazla part-time insan çalıştırmak, yol ücreti gibi hassasiyetlere önem vermek, çalışma saatleri, izin günleri, hatta bazen sadece dertlerine kulak verilmesi bile onları değerli hissettiren ve size bağlılığını maddiyatla ölçülemeyecek kadar artıracak çareler. Yani tüm bunlarda çalışanlarla bağ kurmak, değerli hissettirmek ve sadece lafla değil, aksiyonla da işveren markasının arkasında durmak anlamına geliyor. İlerleyen dönemde işverenin en büyük sorunu istihdam olacağa benziyor. Başarılı işverenler sanayi devriminden kalan işveren zihniyetinden kurtulup çalışanlarına değer verenler olacak. 



13 views0 comments

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page