Meksika “Evet’i”

Saat sabaha karşı 3:00. Yer Polanco, Meksika.

Odamda çaresizce uyumaya çalışıyorum. Ama imkansız. Bir girişimcinin kafasının içinde mücadele ettiği problemler yüzünden de değil üstelik. Odamın içinde sağır ede bir gürültü çınladığı için. Sokakta yol çalışması var ve betonu deliyorlar. Sabaha karşı 3:00’te, üstelik Meksiko’nun Teşvikiye Mahallesi’nde.

Bekliyorum…Nasıl olsa birisi çıkar ve bu saatte yol çalışması yapanların haddini bildiri herhalde diye. En azından bir şey söyler. Herhangi bir şey. Ama yok, kimseden çıt yok. Herkes Meksika’lıların suça değilimli insanlar olduğundan bahseder. O kadar büyü haksızlık ki. Eğer aynı şey Türkiye’de olsa çalışmayı yapan kişiyi veya kişileri ya öldüresiye dövmüştü birileri ya da daha kötü senaryoda silahı alıp vurmuştu (üstelik muhtemelen cezası aza indirilip üzerine bir de olaydan yırtmıştı). Ama Meksiko’da kimse hiçbir şey demedi. Çıt yok. Çıt yok derken betonun delinme ses dışında “çıt” yok.

Neden? Tek bir insan bile sesini çıkarmaz? Ben çıkaramam çünkü yaşadığım yerin sakinlerinin kabul edilebilir olarak algıladığı bir konuda benim bağırarak dışarı çıkmam büyük çıkıntılık olur. O yüzden yapamam, yapamadım. Diğer taraftan yaşadığım mahallede ertesi sabah çocuğu okula gidecek veya kendi işe yetişecek birçok insan var. O sırada bir aydınlanma yaşadım. Bu benim Meksika’da gözlemlediğim bir konu ile oldukça yakından ilintiliydi.

Meksika “Evet”i

Meksika’da herhangi bir sorunun cevabı “evet”tir. Bazen bu “evet” gerçekten “evet” anlamına gelir, ama bu çok nadir görülen bir durumdur. Diğer zamanlarda bu “evet”, aslında “hayır” anlamına gelir. Ama çoğunlukla “evet”in karşılığı cevapsızlık veya çekimserlik anlamına gelir ve doğal olarak verilen ilk cevap budur.

Tabii ki Meksika’lılar bu durumun farkında. Fakat yeni gelen yabancılar bunu zorlanarak öğreniyorlar. Genellikle birkaç kez yaptıkları programın muhatabının sırra kadem basması ile dayak yiyerek öğreniyorlar da denebilir. Ben bir Türk olarak tutulmayan sözlere elbette fazlasıyla alışığım. Tutmaya niyetli olmadığımız sözleri verme konusunda usta sayılırız, son dakika programları ekip, buhar olma konusunda da oldukça iyiyiz. Bir adım ötesine geçersem, beş yıldan uzun bir süre Arap ülkelerinde yaşadım. “İnşallah”lara oldukça alışığım.

Ama Meksika Evet”i başlı başına bir fenomen

Bir Türk’e veya Arap’a “aç mısın?” diye sorarsan cevap “İnşallah” değildir. Evet veya hayır diye cevap verirler bu soruya. Meksika’da bu sorunun tek cevabı “evet”. Sorunun muhatabı 2 dakika önce yemek yemiş de olsa, alacağınız cevap evet olacaktır. Daha ilginç kısmı peki o zaman hadi öğle yemeğine gidelim dediğiniz zaman başlar.

Bazı Meksika’lılar gerçekten sizinle gelip tok olmalarına rağmen öğle yemeğini yerler, bazıları ise neden yiyemeyeceklerine dair bahaneler üretirler. Buradaki yaklaşım sizinle olan bağlantıları ile ilgilidir çoğu zaman. Daha kıdemli bir pozisyondaysanız eğer sizinle gelip tekrar yemek yerler, eğer kendilerini denk gördükleri biri iseniz bahanelerin arkasına sığınacaklardır.

Eğer yalnız ve arkadaşsız kalmak isterseniz, durumla ilgili yüzleşin. Yüzleşmek en çok zorlandıkları ve yapmaktan imtina ettikleri hareket olabilir. Aslında yüzleşebilme becerisi gizliden gizliye sevilen ve takdir edilen bir yetenek olmasına rağmen, çok nadiren uygulanır. Şu an için söyleyebileceğim şey, böyle bir durumda yüzleşmenin sizi arkadaşsız bırakacağı gerçeği.

Neden Meksika “Evet”ine bu kadar takıldık?

Çünkü sabaha karşı 3:00’de kulağımı sağır edecek o gürültü ile boğuşmam Meksika eveti ile yakından bağlantılı. Kimse karşı çıkıp şikayet etmedi, çünkü herkes yüzleşmekten imtina etti. Herkes topu bir diğerine atıp, diğerinin ses çıkarması için kenarda bekledi. “Benim problemim değil” dedi. Meksika halkı yüzleşmeme konusunda çok ekstrem bir yerde. Fakat eğer Meksika’da başarılı olmak istiyorsanız dolaylı bir iletişim kurmayı ve bunu yönetmeyi ve karşı tarafı deşifre etmeyi başarmak zorundasınız. Gerçek “evet” cevabını almanın yolunu bulmadan burada yabancıya ekmek yok.

“Evet”ten önce gelen “hayır”

Burada geçirdiğim kısıtlı zamandaki en önemli tespitlerimden biri: “evet”i almadan önce “hayır”ı duyabilmeye odaklanmak gerekiyor. “Hayır” cevabını verebilmeleri için sana güvenmeleri ve rahat hissetmeleri gerekiyor. Eğer “hayır”ı alamazsan “evet”i alman imkansız zaten.

Peki asıl soruya gelelim: Güveni nasıl inşa ediyorsun?

En şanslı olduğumuz konu, son beş yıldır güvenmenin çok büyük bir problem olduğu Türkiye’de bir dijital platform yönetmek. Özellikle kadınların iş arama konusunda akıllarındaki soru işaretlerini sonlandırmak, başka mecralarda karşılaştıkları türlü sapkınlıklara bizim platformumuzda asla maruz kalmamalarını sağlamak için pek çok adım attık ve bu güveni kazanmayı, sistemi temiz tutmayı başardık.

Kurucu ortağım Gizem’in özellikle hassasiyetle yaklaştığı bu konu bizi “güvenin platformu” haline getirdi. Biz güven tesis etmeyi çetin bir coğrafyada ve zor yollarla öğrendik. Ama iyi ki de öğrendik çünkü bugün bu öğrenilenler Meksika operasyonumuzda çok işimize yarıyor.

Güvene giden yol

Üzgünüm ama güven hap halinde alınabilecek veya Master Class’ten öğrenilebilecek bir şey değil. Güveni kazanmayı öğrenmek sürekli bir kararlılıktan ve tavizsiz bir operasyondan geçiyor. Herkese adil olabilmek ve güven hedefi yolunda hız kesmemek için her ne olursa olsun prensiplere sadık kalmak ve hatta başlangıçta daha az para kazanmayı bile göze alabilmek gerekiyor.

Havalı laflar sarfettiğimin farkındayım ama tüm bu söylediklerimi nasıl hayata geçiriyoruz?

Bonded’da her seferinde doğru ve iyi yaptığımız bir şey var: “işe alım”. Ekibimizi seçerken tüm değerlerimizi özümseyen ve bunları kalpten gelerek destekleyen ekip arkadaşları olmasına hep dikkat ettik. Güven oluşturma misyonumuzda arkamızda duracak ve en az bizim kadar bu konuyu önemseyip kafaya takacak insanlar seçtik. Yol arkadaşlarımız hep en büyük “iyi ki”lerimiz oldu.

Buna karşılık onlar da yüzlerce iş arayan adayla konuşup, büyük bir samimiyetle “Nasıl yardımcı olabiliriz?” diye sordular. Sistemde konuştukları adaylara en uygun işleri bulup yeri geldiğinde şirketle konuşup adaya destek çıktılar ve işe alınma süreçlerini kolaylaştırdılar. Mülakat ve mesajların içerikleri ile ilgili ipuçları verip iş görüşmesinden sonra “nasıl geçti?” diye adayları aradılar, arıyorlar. Çünkü Bonded’da her bir ekip üyesi neden orada olduğunu biliyor ve gün içinde yaptığı küçük görevlerin toplamının büyük resimde nasıl bir etkiye dönüşeceğini düşünerek heyecanlanıyor.

Pandemi sırasında her yer kapalıyken binlerce aday aradık. Sadece “bu da geçecek, sakin ol, biz buradayız” demek için. Jenerik bir “İyi ki doğdun, first_name” mesajı ile değil, içten gelen bir el yazısı mesaj ile ilk iş günü hediyesi vererek yeni başlangıçlarını kutlayarak bu güveni tesis ettik biz. Uzun, sabır gerektiren ve her gün aynı motivasyonu korumayı gerektiren yollardan geçerek geldik.

Bir çoğunuzun buna yorumunu hayal edebiliyorum “evet, anladım da bu ölçeklendirilebilir değil”. İşte burası tam olarak adanmışlığın devreye girdiği yer. O adanmışlık olmadan, bu yorumlar defans kısmından geçip içinize işleyip, “sahiden ya, bütün bu fintech’ler ortalığı kasıp kavururken ben burada ne yapıyorum?” diye kendinizi sorgulatabilir. Ama eğer adanmışlık varsa, doğru bir hedefe gittiğinizi biliyorsunuz. Anlık sorgulamalar olsa da genelinde yaptığınız işten aldığınız doyum hissi ve daha önemlisi yol arkadaşlarınıza duyduğunuz güven ve sorumluluk size bitmeyen bir enerji ve devam etme gücü veriyor.

Ben de, kurucu ortağım da bu yollardan pek çok kez geçtik ve sonunda vardığımız yer her zaman güveni oluşturma ve hak etmenin ölçeklendirilebilir olmaktan daha önemli olduğunu fark etmek oldu.

Ölçeklendirilebilirlik, çözdüğünüz problemin derinliğini anlamanın bir fonksiyonu. Kullanıcılarla bu kadar yakın bir bağ kurmadan işin özünü anlayamazsınız. Eğer anlayamazsanız çalışmayan çözümler sunarsınız. Ama önce güveni inşa ederseniz, kullanıcılarınız size karşı dürüst olacak, dinamikleri anlamanıza destek verecekler. Bu güven ilişkisinin getirdiği iyi iletişim ile sağlam bir otomatize edilebilir kısımlarını ayrıştıracak ve ölçekleneceksiniz. Biz bugüne kadar hep bunu yaptık. Bu sebeple 8 kişilik bir operasyon ekibi ile geldiğimiz büyüklüğü yönetebiliyoruz.

Geldiğimiz büyüklüğün iyi bir ölçütü; şimdiye kadar 500.000’den fazla işe alıma aracılık ettik!

Güvene giden yolda adil olmak gerekiyor.

Çalışan adayı ile şirket arasında bir anlaşmazlık olduğunda, kimin haklı olduğunu analiz etmeye çalışıyoruz ve çoğu zaman adaydan yana oluyoruz. Şirketten para kazanmamıza rağmen, önemli olan doğruyu yapmak çünkü. Şirketler para kartını kullanmaya çalışarak üstünlük kurmak isteyebilir ama güven tesis etmek için sadece adil olanı yapmak yetmez, aynı zamanda adil olmayandan da kaçınmak gerekir. Genelde ikinci kısım unutulur. Biz unutmuyoruz.

Bitirirken…

  1. Meksika “evet”i muhtemelen mısırdan yapılmış taco’dan daha Meksika’ya özgü olan tek şey.
  2. Meksika’da başarabilmek için “evet”ten önce “hayır”ı alabilmek gerekiyor.
  3. Gerçek “evet”i alabilmek için, güven inşa etmek gerekiyor.

Meksika’da veya dünyanın başka herhangi bir yerinde, bizim misyonumuz bu. Güven inşa etmek.