“Kültür Stratejiyi Kahvaltıda Yer!”

Yazının başlığı çok klasikleşmiş ama hiçbir zaman demode olmamış, Peter Drucker’a ait bir alıntı: “Culture eats strategy for breakfast”. İngilizce’den Türkçe’ye çevrildiğinde tam olarak aynı hissi vermese de mesaj net: Eğer doğru kültürü yaratamazsanız, stratejiniz şahane de olsa bir işe yaramaz. 24 Saatte İş kendi kurduğum ve/veya ortağı olduğum 5. Şirket ve bu deneyimimde bu sözün değerini ve ederini çok daha iyi anlıyorum. 

Her gün Linkedin’de onlarca yazı ve haberle kaşılaşıyorum. Falanca şirket şu kadar yatırım almış, bir diğeri cirosunu % şu kadar büyütmüş, başka biri bir yıldan diğerine ekibini 5 kat genişletmiş diye. Bu haberlerde çıkan şirketlerin önemli bir kısmı bundan 5 yıl sonra buralarda olmayacak. Nedenine gelince; konu kısa vadede alınan zaferlerden çok uzun vadede ne kadar iyi bir maraton koşabildiğinizle alakalı. Bunun için de yorulsa da içindeki motivasyonu, isteği ve sevgiyi kaybetmeyecek yol arkadaşlarına ihtiyaç var. Yol arkadaşlarını, maaşlı çalışanlar olarak görüp A noktasından B noktasına giderken birer araç olarak değerlendiren “patronlara” kötü bir haberim var: bu bakışaçısı ile sürdürülebilir şirketler yaratmak neredeyse imkansız. Süreçleri ve insanları değersizleştiren yapıların gelecekte hayatta kalabilmesi çok zor. Çünkü yeni nesil artık paradan çok, yaptığı işten aldığı tatmine, gününün büyük kısmını geçirdiği insanlardan gördüğü yaklaşıma önem veriyor. 24 Saatte İş’in şirket kültürünün tam kalbinde de bu yatıyor. 

Her gün onlarca şirkete çalışan adaylarına ulaşmaları, yeni ekip arkadaşlarını bulmaları için yardımcı oluyoruz. Bu şirketlerin içlerinde adını iyi bildikleriniz de var, falanca sokağın içerisinde yeni açılmış küçük bir cafe de. Şirketlerle konuşurken sadece ihtiyaçlarını değil, karakterlerini de anlamaya çalışıyoruz ve kimin nasıl bir servis alırsa daha mutlu olacağına dair analizler yapıyoruz. Kısacası kültürümüzü “değer vermek” üzerine kurguladık ve boyutundan bağımsız her bir şirkete, deneyiminden bağımsız her bir adaya eşit değer veriyoruz.  

A picture containing text, sign, black

Description automatically generated

Peki, bünyemizdeki 100.000’e yakın şirketin birbiriyle eşit hissetmesini nasıl mümkün kılıyoruz? Şirketin DNA’sında “değer vermek” olunca, bu yalnızca müşteri ilişkilerini etkilemiyor. Tam tersi, müşteriye olan yansıma sadece bir sonuç. Şirketin ruhunun, ofisin içindeki atmosferin bir sonucu. Kurucular olarak, başlangıçtan bugüne gelirken tüm yol arkadaşlarımızla ayrı ayrı, bizzat ilgilendik, ilgilenmeye devam ediyoruz. Ekip büyüdükçe ekibi oluşturan bireylerin birbirleri ile etkileşimleri artıyor. Bizden devraldıkları bayrak daha da ileriye taşınarak çok ileri bir seviyeye ulaşıyor. Ekipteki herkes gördüğü ve hissettiği bu değeri ve sorumluluk duygusunu işine, birbirine ve sonuç olarak da 24 Saatte İş ailesinin adayından şirketine her bir köşesine yansıtıyor. Çabamız ve emeğimizin karşılığı olan en büyük başarımız ise bu kültürü yaratabilmiş olmak. 24 Saatte İş’in özünde, bu işe yüreğiyle sahip çıkan ve işin sorumluluğunu tüm kalbiyle yaşayan bir ekip ruhu var. Kullanıcılarımızın bize olan güvenine verdiğimiz samimi karşılığın her zaman harika tepkiler aldığını gördüğümüzde işimize daha da sıkı sarılmamızın sebebi de tam olarak bu ruh ve kültür. 

Elbette başarının pek çok ölçütü var. Pek çoğu da rakamlardan, excellerden ve banka hesaplarından geçiyor fakat işine inanan ve işini severek yapan küçük bir ekibin büyürken aldığı uzun uzun yolları, kat edebildiği zorlukları gördüğümde, rakamsal konuların sebep değil sonuç olduğuna inanıyorum. Doğru strateji, iyi bir finansal yönetim başarı için olmazsa olmaz ama tüm bunlar hatasız olmasına rağmen pozitif bir kültür yaratamayanlar için hayat gittikçe zorlaşıyor. 2030 yılında iş gücünün %75’ini elinde tutacak olan milleniallar kendilerini değerli hissetmek ve yaptıkları işin sonuçlarını görmek, süreçlerde var olmak istiyor. İşte tam da bu sebeple, kültür stratejiyi kahvaltı niyetine yiyor! ☺

Gizem Yasa,
24 Saatte İş Kurucu Ortağı